P1174037

BOĞATEPE KÖYÜ

Kars’a gitmek için program yaparken tesadüfen akşam haberlerinde rastladım Boğatepe Köyü’ne. Haber olarak değil yanlış anlaşılmasın. Doğu Ekspresi ile ilgili haberin sonunda, haber sunucusu Fatih Portakal ”eğer Kars’a giderseniz Boğatepe Köyü’ne de mutlaka uğrayın” dedi. Sonra baktım ki, ülkemde bir Peynir Müzesi varmış, haberim yokmuş. Hem de ülkenin bir diğer ucu Kars – Ardahan arasında küçük bir köyde!

İnternette birkaç haber okuyup, youtube’da 1-2 video izledim. Boğatepe Köyü Çevre ve Yaşam Derneği Başkanı İlhan Koçulu’nun TED konuşması dışında bilgilendirici çok video yoktu. Kendi gerçek bilgilerimi köye gidip bu müzeyi kuran insanlardan edindim. Temiz, gerçek ve etkileyiciydi.

 

 

Yazıya başlamadan ilginizi çekebilecek birkaç yazıyı paylaşayım. Kars Gezi Rehberi ve daha fazla ayrıntı için ilgili yazıyı okuyabilirsiniz. Ayrıca Doğu Ekspresi seyahati ve ipuçlarını da merak ederseniz yazı, burada.

2300 metre yükseklikteki köyün eski ismi Zavot. İsviçreli iş adamı David Moser, Gürcistan’dan İsviçre’ye seyahat ederken dinlenmek için konakladığı bu bölgeyi Alplere benzeterek gravyer yapılabileceğini keşfetmiş. O zamanlar bölgede yaşayan Malakanlar ile peynir üretimine başlamışlar. 1918’de bölgeyi terk eden Malakanlardan sonra köye yerleşen Türkler peynir geleneğini sürdürmüşler. Buradaki özellik, yüksekliğin yanında bölgenin sahip olduğu bitki çeşitliliği. Tam 650 çeşit bitki var. Gravyer, bu bitkilerin çiçeklendiği, yeşillendiği Mayıs Haziran dönemlerinde Zavot ırkı ineklerin bitki ve çiçekleri yemesi sonucunda olan sütten yapılıyor. Yani sadece yılın belli bir döneminde ve bu şartlar altında gravyer oluyor. Yapılışından 6 ay sonra yenebilir duruma geliyor.

TÜRKİYE’NİN İLK EKOLOJİK PEYNİR MÜZESİ

1880 yılında İsviçreli Peynir üreticileri tarafından yapılan mandırayı Peynir Müzesine çeviren Boğatepe Köyü Çevre ve Yaşam Derneği Üyeleri’nden Zümran Ömür bize müzeyi gezdirdi. İçinde peynir yapımının tarihçesi, kullanılan geleneksel malzemeler ve hatta atalarının fotoğraflarının da bulunduğu görsellerle, derneklerinin amaçlarından bahsetti.

Bölgedeki bitki çeşitliliğini değerlendirmeyi kafaya koyan kadınlar köylerine uzman hekimleri davet ederek,  bitkilerin doğru toplama, doğru kurutma ve hangi hastalığa şifa olabileceğini öğrenmişler. Tam 35 çeşit şifalı bitkileri var. Kurutma atölyeleri kurarak yağ çıkarmayı ve krem yapmayı öğrenmişler. Bunun yanında  iletişim, beslenme kursları ve 1 yıl boyunca Fransızca dersi almışlar. Fransızca öğrendikten sonra tıbbi bitkiler üzerinde araştırma yapan Fransız Temali Derneği ile ortak çalışmalara girişmişler. Derneklerinin amacı var: Kırsaldaki kadının toplumda yer alması, eşinin arkasında değil yanında yer alması ve gelecek nesillere sağlıklı  bir yaşam bırakmak.

Boğatepe Köyü Kadınları, yazları evlerinin kiraya veriyorlarmış. Ayrıca mutfaklarını da açarak kaymak, kete, bal ile özenle hazırlanmış kahvaltı sofraları da hazırlıyorlar. Yaptıkları şey Ekolojik Turizm.

Soruyoruz, ”bunca şeyi yaparken, bu müzeyi hayata geçirirken devletten yardım aldınız mı?”  ”Hayır” diyor. Duvardaki görselleri bile kendi aralarında para toplayıp yaptırmışlar. Peki bu dünyaya konu olmuş Gravyer Peynirini yurt dışına gönderebiliyor musunuz? Ona da ”hayır” diyor Zümran Abla. ”Neden ama?” ”Çünkü devlet küçük üreticiyi istemiyor” diyor. Ülkenin doğusundaki küçücük bir köyde bunca iş yapılıp, dünyada sadece 3 ülkenin üretebildiği bu peyniri pazarlayamamak hangimizin ayıbı, başarısızlığı bilemiyoruz…

Derneğin toplamda 35i kadın, 15i erkek olmak üzere 50 üyesi var. Ülkenin doğal zenginliklerini faydaya çeviriyor, kadınların ve köyün kalkınmasını sağlıyor ve sürdürülebilir bir üretim yapıyorlar. Ayrıca kurdukları müze, Türkiye’de tek, dünyada ikinci Ekolojik Peynir Müzesi.

Son olarak biraz peynir ve bal tadımı yapıyoruz birlikte. Mis gibi süt kokan Malakan, Eski Kaşar ve Gravyeri tadıyoruz. İkram edilen çayımızla biraz da bal… Şifalı otlardan yaptıkları kremlerden alıyoruz sevdiklerimize. Burada istediğiniz miktar peyniri, balı kargo ile evinize gönderebiliyorsunuz. Hemen kendi siparişimizi oluşturuyoruz ayaküstü. Zümran abla, adres yazmam için tükenmez kalemini uzatıyor, bir yandan da ”burada kalemler hep donuyor, önce bir üfle” diyor. :)) 

 

GRAVYER HAKKINDA

  • Gravyer yapılabilmesi için, hayvanın merada otlaması gerekir. Mayıs, Haziran, Temmuz aylarında bölgede yetişen 650 çeşit çiçek ve bitkiyi yer.
  • Hayvana yem yedirildiğinde Garvyer olmaz.
  • Zavot ırkı ineklerin sütünden yapılır. Bir doğu anadolu ineğinin sütteki yağ oranı 8 iken gravyer için gerekli olan Zavot ırkı ineklerin yağ oranı 5,5’tur.
  • Başlangıcından sofraya geliş süresi 6 aydır.
  • Gravyer bir şifa peyniridir. İçinde uyutulan probiyotik, ağız florasına girdiğinde faydalı bakterilerin çoğalmasını sağlar.

 

Burada da kadının gücü, isterse yapabilecekleri çıkıyor karşımıza. Köyün ekonomisinin büyük bir kısmı bu güçlü kadınlar tarafından döndürülüyor. Onlar, Boğatepe’yi doğunun en yaratıcı köylerinden biri yaptı. Yaza doğru fotoğraftaki Kadın Bakkal’ı da yaşatacaklarmış.

Şehirde kasaptan aldığımız etin hala ne olduğunu bilmeden, ete uygulanan kimyasal işlemlerden haberdar değilken, tarımı köreltmek için çiftçiye bin bir engel çekmişken, çaya, tütüne hatta fındığa bir balta indirmişken, eldeki yerel tohumları getir hibriti götür kampanyalarına girişmişken, köylüyü insana düşman etmişken o güzel küçük üretici; sen için, ben için, bizler ve gelecek için hala uğraş veriyor. Umut varsa, sadece burada kaldı. Küçük üreticiye sahip çıkalım! 

Anadolu’nun güzel işler yapan insanlarını, küçük ama muhteşem köylerini, emekle çalışıp bir şeyler üreten küçük işletmeleri keşfetmek ve hepsini tek tek paylaşmak dileğiyle.

 

Fotoğraflar: Yiğit Ali Tüzün

 

 

This Post Has One Comment
  1. Süper bir yazı olmuş, ellerine saglık tatlım bilmediğimiz ne çok şey varmış…kars kadınlarına helal olsun dıyorum, keşke emeklerinin değerini bilenler olsa …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir